yandex
Ali ŞİMŞEK
Köşe Yazarı
Ali ŞİMŞEK
 

Sessiz Kriz: Gençler Neden Şiddete Yöneliyor?

Dün Şanlıurfa Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan o korkunç saldırı hâlâ kulaklarımızda. Eski bir öğrenci, elinde pompalı tüfekle okula giriyor, rastgele ateş açıyor; 10 öğrenci, 4 öğretmen, bir polis memuru ve bir kantin görevlisi yaralanıyor. Saldırgan intihar ediyor. Bugün de Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda benzer bir kanlı tablo: 9 can kaybı, onlarca yaralı. İki günde iki okul, iki ayrı il… Ama aynı acı, aynı soru: Bu çocuklar neden bu hale geldi? İstatistikler ortada. Özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki gençlerde cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelim son dönemde adeta patladı. Suça sürüklenen çocuk oranında ciddi bir yükseliş var. Bunlar tekil olay değil; bir buzdağının görünen kısmı. Peki bu buzdağı nasıl oluştu? Birincisi, teknolojik şiddet. Çocuklar saatlerce ekran karşısında şiddet dolu oyunlar oynuyor, siber dünyada “güç” diye bir şey öğreniyor. Orada rakibini “öldürmek” normalleşince, gerçek hayatta da aynı mantık devreye giriyor. Siber zorbalıkla başlayan öfke, okul koridorunda fiziksel şiddete dönüşüyor. İkisi birbirini besliyor; biri olmadan öbürü de kolay kolay durmuyor. Tekil vakalar olsa bile, her ikisine karşı da acil önleyici politikalar şart. İkincisi, eğitimin zayıflığı. Okul sadece ders anlatma yeri değil; güven, sevgi, saygı ve adaletin içselleştirildiği yuva olmalı. Ama yönetici-öğretmen-öğrenci ilişkileri güvensizlik üzerine kurulursa, çocuk zaten dışarıdaki öfkeyi okula taşıyor. Burada rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimleri kritik. Uzman sosyologlarla birlikte çalışmalı, öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapılmalı. Yoksa bir öğretmen kırk-elli çocuğu nasıl takip edecek? Üçüncüsü, ailedeki kopukluk. Aile ve okul birbirini tamamlamazsa çocuk iki arada kalıyor. Dengesiz bir aile ortamı, okulda da dengesiz davranışlara yol açıyor. Tersine, okulda şiddet gören çocuk eve de aynı öfkeyi taşıyor. Bu yüzden aile içi iletişimi artırmak, ebeveyn kontrollerini sıklaştırmak şart. Telefonu, tableti, oyunu kontrol etmek “gözetlemek” değil; çocuğunu korumaktır. Anne-baba “benim çocuğum yapmaz” rahatlığı bıraksın, gerçekten ilgilensin. Dördüncüsü, toplumdaki kutuplaşma ve öfke dili. Her konuda birbirimize düşman gibi davranıyoruz. Güvensizlik, korku, sevgisizlik… Gençler bu zehirli havayı soluyor. Sosyal medyada, sokakta, televizyonda gördüğü “öfkeyle çözülür” mantığı, en savunmasız oldukları dönemde beyinlerine kazınıyor. Bunlar tesadüf değil. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Ama umut da var; çünkü çözüm elimizde. Öncelikle aile-okul koordinasyonu şart. Veliler ve öğretmenler düzenli buluşmalı, çocukları birlikte takip etmeli. Ebeveyn kontrolleri artırılmalı; şiddet içeren oyunlara, siber zorbalığa karşı net kurallar konmalı. Rehberlik birimleri güçlendirilmeli, her okulda yeterli sayıda uzman ve sosyolog olmalı. Toplumsal kutuplaşmayı azaltmak için de yetişkinler olarak dilimizi yumuşatmalıyız; çocuklar öfkeyi değil, diyaloğu öğrensin. Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Siverek’te, Maraş’ta akan kan, hepimizin vicdanında. Daha fazla geç kalmayalım. Aileler evde, öğretmenler sınıfta, devlet okullarda el ele verirse bu şiddet sarmalını kırarız. Yoksa yarın başka bir okulda, başka bir pompalı tüfek sesi duyacağız. O sesi duymak istemiyoruz. Artık harekete geçme vakti.    
Ekleme Tarihi: 15 Nisan 2026 -Çarşamba

Sessiz Kriz: Gençler Neden Şiddete Yöneliyor?

Dün Şanlıurfa Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan o korkunç saldırı hâlâ kulaklarımızda. Eski bir öğrenci, elinde pompalı tüfekle okula giriyor, rastgele ateş açıyor; 10 öğrenci, 4 öğretmen, bir polis memuru ve bir kantin görevlisi yaralanıyor. Saldırgan intihar ediyor. Bugün de Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda benzer bir kanlı tablo: 9 can kaybı, onlarca yaralı. İki günde iki okul, iki ayrı il… Ama aynı acı, aynı soru: Bu çocuklar neden bu hale geldi?

İstatistikler ortada. Özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki gençlerde cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelim son dönemde adeta patladı. Suça sürüklenen çocuk oranında ciddi bir yükseliş var. Bunlar tekil olay değil; bir buzdağının görünen kısmı. Peki bu buzdağı nasıl oluştu?

Birincisi, teknolojik şiddet. Çocuklar saatlerce ekran karşısında şiddet dolu oyunlar oynuyor, siber dünyada “güç” diye bir şey öğreniyor. Orada rakibini “öldürmek” normalleşince, gerçek hayatta da aynı mantık devreye giriyor. Siber zorbalıkla başlayan öfke, okul koridorunda fiziksel şiddete dönüşüyor. İkisi birbirini besliyor; biri olmadan öbürü de kolay kolay durmuyor. Tekil vakalar olsa bile, her ikisine karşı da acil önleyici politikalar şart.

İkincisi, eğitimin zayıflığı. Okul sadece ders anlatma yeri değil; güven, sevgi, saygı ve adaletin içselleştirildiği yuva olmalı. Ama yönetici-öğretmen-öğrenci ilişkileri güvensizlik üzerine kurulursa, çocuk zaten dışarıdaki öfkeyi okula taşıyor. Burada rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimleri kritik. Uzman sosyologlarla birlikte çalışmalı, öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapılmalı. Yoksa bir öğretmen kırk-elli çocuğu nasıl takip edecek?

Üçüncüsü, ailedeki kopukluk. Aile ve okul birbirini tamamlamazsa çocuk iki arada kalıyor. Dengesiz bir aile ortamı, okulda da dengesiz davranışlara yol açıyor. Tersine, okulda şiddet gören çocuk eve de aynı öfkeyi taşıyor. Bu yüzden aile içi iletişimi artırmak, ebeveyn kontrollerini sıklaştırmak şart. Telefonu, tableti, oyunu kontrol etmek “gözetlemek” değil; çocuğunu korumaktır. Anne-baba “benim çocuğum yapmaz” rahatlığı bıraksın, gerçekten ilgilensin.

Dördüncüsü, toplumdaki kutuplaşma ve öfke dili. Her konuda birbirimize düşman gibi davranıyoruz. Güvensizlik, korku, sevgisizlik… Gençler bu zehirli havayı soluyor. Sosyal medyada, sokakta, televizyonda gördüğü “öfkeyle çözülür” mantığı, en savunmasız oldukları dönemde beyinlerine kazınıyor.

Bunlar tesadüf değil. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Ama umut da var; çünkü çözüm elimizde.

Öncelikle aile-okul koordinasyonu şart. Veliler ve öğretmenler düzenli buluşmalı, çocukları birlikte takip etmeli. Ebeveyn kontrolleri artırılmalı; şiddet içeren oyunlara, siber zorbalığa karşı net kurallar konmalı. Rehberlik birimleri güçlendirilmeli, her okulda yeterli sayıda uzman ve sosyolog olmalı. Toplumsal kutuplaşmayı azaltmak için de yetişkinler olarak dilimizi yumuşatmalıyız; çocuklar öfkeyi değil, diyaloğu öğrensin.

Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Siverek’te, Maraş’ta akan kan, hepimizin vicdanında. Daha fazla geç kalmayalım. Aileler evde, öğretmenler sınıfta, devlet okullarda el ele verirse bu şiddet sarmalını kırarız. Yoksa yarın başka bir okulda, başka bir pompalı tüfek sesi duyacağız. O sesi duymak istemiyoruz. Artık harekete geçme vakti.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve bolbolhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.