yandex
Ali ŞİMŞEK
Köşe Yazarı
Ali ŞİMŞEK
 

Okulun Kapısında Unuttuğumuz Ne Var?

Bir okul saldırısı haberi düştüğünde, önce insanın içi daralıyor. Ardından sorular geliyor: Eğitim seviyemiz mi geriliyor, insanlığımız mı? Dünya mı değişiyor, biz mi bu değişime ayak uydururken kendimizden uzaklaşıyoruz? En önemlisi de çocuklarımızı yetiştirirken neyi eksik bırakıyoruz? Bu soruların tek bir cevabı yok. Çünkü mesele yalnızca okulun kapısından içeri giren derslerle, sınavlarla ve diplomalarla açıklanamaz. Eğitim elbette bilgi kazandırır; ama insanı insan yapan her şeyi tek başına öğretemez. Bir çocuğun matematikte başarılı olması kadar öfkesini yönetebilmesi, başkasının hakkını gözetmesi, merhamet duyması da önemlidir. Bilgi, vicdanla buluşmadığında insanlığa her zaman hizmet etmeyebilir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Önce ahlak ve maneviyat” sözü, bugün bu yüzden yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Bu söz, eğitimin yanına birkaç güzel kelime eklemekten ibaret değil; yetiştirme anlayışımızı sorgulamak için bir çağrı. Ahlak, başkasının canına ve onuruna saygıdır. Maneviyat ise insanın kendinden büyük değerlere bağlı olduğunu hatırlamasıdır. Bunlar çocuklara yalnızca anlatılarak değil, evde, okulda ve toplumda yaşatılarak öğretilir. Peki eğitime yapılan yatırım yeterli mi? Bu soruyu yalnızca okul binalarının, akıllı tahtaların ya da bilgisayarların sayısıyla cevaplayamayız. Öğretmenin emeğine, sınıfların kalabalıklığına, çocukların psikolojik desteğe erişimine ve ailelerin yanında olmasına da bakmalıyız. Çocuğun sesini duymaya vakit ayırmayan bir sistem, onun yaşadığı sıkıntıyı çoğu zaman ancak bir kriz çıktığında fark eder. Eğitime yatırım, bütçeye ayrılan pay kadar; çocuğa ayrılan dikkat, güven ve zamanla da ölçülür. Örf, adet, gelenek, görenek… Bunlar geçmişten kalan tozlu kelimeler değil; kuşakları birbirine bağlayan ortak hafızamız. Elbette her geleneği sorgusuz sualsiz sürdürmek gerekmez. Fakat saygıyı, dayanışmayı, misafiri ağırlamayı, büyüğe hürmeti ve komşunun hâlini sormayı da “eski” diye bir kenara bırakamayız. Bir çocuğun çevresinde ona sınır koyan, onu dinleyen ve iyi örnek olan yetişkinler azaldığında, o boşluğu yalnızca teknoloji doldurmuyor; bazen yalnızlık ve öfke de dolduruyor. Teknoloji bizi bu hâle mi getirdi? Tek başına hayır. Teknoloji bir araç; onu nasıl kullandığımızı belirleyen yine biziz. Fakat ekranların başında geçirilen uzun saatler, şiddetin sıradanlaşması, sürekli kıyaslanma ve gerçek hayattaki ilişkilerin zayıflaması çocukları etkileyebilir. Çözüm, telefonu suçlayıp kenara koymakla bitmez. Çocuklara dijital dünyada rehberlik etmek, yüz yüze bağları güçlendirmek ve ihtiyaç duyduklarında yardım isteyebilecekleri güvenli alanlar kurmak gerekir. Bir saldırının ardından yalnızca “Dünya ne hâle geldi?” diye sormak kolay. Daha zor olan, kendi payımıza düşen sorumluluğu görmek. Aileler, okullar, yöneticiler, medya ve toplum olarak çocukların hangi işaretlerini gözden kaçırıyoruz? Şiddeti haberleştirirken merakı mı büyütüyoruz, yoksa önlemeyi ve dayanışmayı mı? Bir çocuğun öfkesini zamanında fark edecek yollarımız var mı? Okulun kapısında güvenlik elbette önemlidir. Ama asıl güvenlik, çocukların kendilerini duyulmuş, korunmuş ve değerli hissettikleri bir hayat kurabilmektir. Eğitim bilgi vermeli; bunun yanında vicdanı, sorumluluğu ve merhameti de beslemelidir. Çünkü çocuklara ne öğrettiğimiz kadar, nasıl bir dünya gösterdiğimiz de belirleyicidir. Belki de bugün okul saldırılarının ardından sormamız gereken soru yalnızca “Kim suçlu?” değil: Çocuklarımızın iyi insan olarak büyümesi için hep birlikte neyi değiştirmeliyiz?
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe

Okulun Kapısında Unuttuğumuz Ne Var?

Bir okul saldırısı haberi düştüğünde, önce insanın içi daralıyor. Ardından sorular geliyor: Eğitim seviyemiz mi geriliyor, insanlığımız mı? Dünya mı değişiyor, biz mi bu değişime ayak uydururken kendimizden uzaklaşıyoruz? En önemlisi de çocuklarımızı yetiştirirken neyi eksik bırakıyoruz?

Bu soruların tek bir cevabı yok. Çünkü mesele yalnızca okulun kapısından içeri giren derslerle, sınavlarla ve diplomalarla açıklanamaz. Eğitim elbette bilgi kazandırır; ama insanı insan yapan her şeyi tek başına öğretemez. Bir çocuğun matematikte başarılı olması kadar öfkesini yönetebilmesi, başkasının hakkını gözetmesi, merhamet duyması da önemlidir. Bilgi, vicdanla buluşmadığında insanlığa her zaman hizmet etmeyebilir.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Önce ahlak ve maneviyat” sözü, bugün bu yüzden yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Bu söz, eğitimin yanına birkaç güzel kelime eklemekten ibaret değil; yetiştirme anlayışımızı sorgulamak için bir çağrı. Ahlak, başkasının canına ve onuruna saygıdır. Maneviyat ise insanın kendinden büyük değerlere bağlı olduğunu hatırlamasıdır. Bunlar çocuklara yalnızca anlatılarak değil, evde, okulda ve toplumda yaşatılarak öğretilir.

Peki eğitime yapılan yatırım yeterli mi? Bu soruyu yalnızca okul binalarının, akıllı tahtaların ya da bilgisayarların sayısıyla cevaplayamayız. Öğretmenin emeğine, sınıfların kalabalıklığına, çocukların psikolojik desteğe erişimine ve ailelerin yanında olmasına da bakmalıyız. Çocuğun sesini duymaya vakit ayırmayan bir sistem, onun yaşadığı sıkıntıyı çoğu zaman ancak bir kriz çıktığında fark eder. Eğitime yatırım, bütçeye ayrılan pay kadar; çocuğa ayrılan dikkat, güven ve zamanla da ölçülür.

Örf, adet, gelenek, görenek… Bunlar geçmişten kalan tozlu kelimeler değil; kuşakları birbirine bağlayan ortak hafızamız. Elbette her geleneği sorgusuz sualsiz sürdürmek gerekmez. Fakat saygıyı, dayanışmayı, misafiri ağırlamayı, büyüğe hürmeti ve komşunun hâlini sormayı da “eski” diye bir kenara bırakamayız. Bir çocuğun çevresinde ona sınır koyan, onu dinleyen ve iyi örnek olan yetişkinler azaldığında, o boşluğu yalnızca teknoloji doldurmuyor; bazen yalnızlık ve öfke de dolduruyor.

Teknoloji bizi bu hâle mi getirdi? Tek başına hayır. Teknoloji bir araç; onu nasıl kullandığımızı belirleyen yine biziz. Fakat ekranların başında geçirilen uzun saatler, şiddetin sıradanlaşması, sürekli kıyaslanma ve gerçek hayattaki ilişkilerin zayıflaması çocukları etkileyebilir. Çözüm, telefonu suçlayıp kenara koymakla bitmez. Çocuklara dijital dünyada rehberlik etmek, yüz yüze bağları güçlendirmek ve ihtiyaç duyduklarında yardım isteyebilecekleri güvenli alanlar kurmak gerekir.

Bir saldırının ardından yalnızca “Dünya ne hâle geldi?” diye sormak kolay. Daha zor olan, kendi payımıza düşen sorumluluğu görmek. Aileler, okullar, yöneticiler, medya ve toplum olarak çocukların hangi işaretlerini gözden kaçırıyoruz? Şiddeti haberleştirirken merakı mı büyütüyoruz, yoksa önlemeyi ve dayanışmayı mı? Bir çocuğun öfkesini zamanında fark edecek yollarımız var mı?

Okulun kapısında güvenlik elbette önemlidir. Ama asıl güvenlik, çocukların kendilerini duyulmuş, korunmuş ve değerli hissettikleri bir hayat kurabilmektir. Eğitim bilgi vermeli; bunun yanında vicdanı, sorumluluğu ve merhameti de beslemelidir. Çünkü çocuklara ne öğrettiğimiz kadar, nasıl bir dünya gösterdiğimiz de belirleyicidir.

Belki de bugün okul saldırılarının ardından sormamız gereken soru yalnızca “Kim suçlu?” değil: Çocuklarımızın iyi insan olarak büyümesi için hep birlikte neyi değiştirmeliyiz?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve bolbolhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.