yandex
Merve AĞIR
Köşe Yazarı
Merve AĞIR
 

Görünmez Kılınan Derinlik: Nasip ve Hakikat

Çağımız, derini görünmez kılmak, manayı yüzeyselliğin gölgesinde boğmak üzerine kurulu bir illüzyon sahnesi. Bu büyük gölge oyununda, sadece eşyalar değil, ruhumuzu besleyen kadim kavramlar da nasibini alıyor. Bugün, tam da bu noktadan bakarak, o çokça kullandığımız ama derinliğini unuttuğumuz bir kelimenin, “nasip” kavramının izini sürelim istiyorum. Sözlük kapılarını araladığımızda nasip; pay, hisse, kısmet ve baht gibi anlamlara çıkar. Ancak bu Arapça kökenli  kelime, ilahi irade tarafından insana takdir edilen rızık ve yaşam durumundan çok daha fazlasını fısıldar. Bugün birçoğumuzun düştüğü en büyük hata, tanımların sığ sularında boğulup özgürleşememektir. Kaderi, iradeyi devre dışı bırakan bir "mecburiyet" sanıyoruz. Oysa Kur’an-ı Kerim’de onlarca kez tekrarlanan “Akletmez misiniz?” uyarısı, yol ayrımlarını seçebilme yetisinin fıtratımıza ezelden yüklendiğini hatırlatır. Nasip, insanın köşe başı duraklarıdır; ama o durağa hangi yoldan gideceğimiz, cüzi irademizin imtihanıdır. Nasip bilinci insana sadece bir pay değil, aynı zamanda bir bakış açısı kazandırır. Bu pencereden baktığımızda; tevekkülün teslimiyet, tefekkürün derinlik, edebin ise bir duruş olduğunu anlarız. Günümüz dünyasının anlamsızlaştırmaya çalıştığı ne varsa, nasip ahlâkıyla yeniden canlanır. Çünkü emekle yoğrulmuş bir nasip anlayışı, ahlâkı da beraberinde getirir. Burada bahsettiğim, topluma hizmeti Hakka hizmet gören, kalbindeki ayrışmaları bir kenara itip "Eksik nerede ve ben bunu nasıl halledebilirim?" dertlisi olan bir toplum modelidir. Kaliteli insan olmanın en kestirme yolu, başkasının açığını aramak değil, kendi eksiğini tamamlamaktır. Bizler, "İslam kokan" medeniyetlerin mirasçılarıyız. Batı, kaybettiği manayı İslam’ın hakikatinde ararken, bizim kendi hazinemize sırt çevirmemiz ne büyük bir hüsrandır. Yarın büyük divanda boynumuzun bükülmemesi için bugün elimizi taşın altına koyma vaktidir. Unutmayalım ki, bu dünya hayatı bir uyku halidir. Ben kendimi bu dünyanın bir "yetimi" olarak görüyorum; burada elimiz kanasa ne çıkar? Rüyada uçurumdan atladığınızda ölmediğiniz gibi, bu dünya uykusundaki ağlamalar da hakikat alemine doğduğumuzda gülümsemeye dönüşecektir. Eğer bu satırlar bugün sizin gözlerinize değdiyse, bu da bir nasiptir. Umarım payınıza düşeni alır ve bu manevi uyanışın bir parçası olursunuz.
Ekleme Tarihi: 27 Nisan 2026 -Pazartesi

Görünmez Kılınan Derinlik: Nasip ve Hakikat

Çağımız, derini görünmez kılmak, manayı yüzeyselliğin gölgesinde boğmak üzerine kurulu bir illüzyon sahnesi. Bu büyük gölge oyununda, sadece eşyalar değil, ruhumuzu besleyen kadim kavramlar da nasibini alıyor. Bugün, tam da bu noktadan bakarak, o çokça kullandığımız ama derinliğini unuttuğumuz bir kelimenin, “nasip” kavramının izini sürelim istiyorum.

Sözlük kapılarını araladığımızda nasip; pay, hisse, kısmet ve baht gibi anlamlara çıkar. Ancak bu Arapça kökenli  kelime, ilahi irade tarafından insana takdir edilen rızık ve yaşam durumundan çok daha fazlasını fısıldar. Bugün birçoğumuzun düştüğü en büyük hata, tanımların sığ sularında boğulup özgürleşememektir. Kaderi, iradeyi devre dışı bırakan bir "mecburiyet" sanıyoruz. Oysa Kur’an-ı Kerim’de onlarca kez tekrarlanan “Akletmez misiniz?” uyarısı, yol ayrımlarını seçebilme yetisinin fıtratımıza ezelden yüklendiğini hatırlatır. Nasip, insanın köşe başı duraklarıdır; ama o durağa hangi yoldan gideceğimiz, cüzi irademizin imtihanıdır.

Nasip bilinci insana sadece bir pay değil, aynı zamanda bir bakış açısı kazandırır. Bu pencereden baktığımızda; tevekkülün teslimiyet, tefekkürün derinlik, edebin ise bir duruş olduğunu anlarız. Günümüz dünyasının anlamsızlaştırmaya çalıştığı ne varsa, nasip ahlâkıyla yeniden canlanır. Çünkü emekle yoğrulmuş bir nasip anlayışı, ahlâkı da beraberinde getirir.

Burada bahsettiğim, topluma hizmeti Hakka hizmet gören, kalbindeki ayrışmaları bir kenara itip "Eksik nerede ve ben bunu nasıl halledebilirim?" dertlisi olan bir toplum modelidir. Kaliteli insan olmanın en kestirme yolu, başkasının açığını aramak değil, kendi eksiğini tamamlamaktır. Bizler, "İslam kokan" medeniyetlerin mirasçılarıyız. Batı, kaybettiği manayı İslam’ın hakikatinde ararken, bizim kendi hazinemize sırt çevirmemiz ne büyük bir hüsrandır. Yarın büyük divanda boynumuzun bükülmemesi için bugün elimizi taşın altına koyma vaktidir.

Unutmayalım ki, bu dünya hayatı bir uyku halidir. Ben kendimi bu dünyanın bir "yetimi" olarak görüyorum; burada elimiz kanasa ne çıkar? Rüyada uçurumdan atladığınızda ölmediğiniz gibi, bu dünya uykusundaki ağlamalar da hakikat alemine doğduğumuzda gülümsemeye dönüşecektir.

Eğer bu satırlar bugün sizin gözlerinize değdiyse, bu da bir nasiptir. Umarım payınıza düşeni alır ve bu manevi uyanışın bir parçası olursunuz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve bolbolhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.