Yaşadığımız hiçbir şey boşa düşmüyor. Hayatın o koşturmacalı akışı içinde bu derin farkındalığa ulaştığım, zihnimin ve kalbimin aralandığı bir haftayı geride bıraktım. Tam şu anda, sıradan gibi görünen bir anın içinde tecrübe ettiğimiz tek bir olay bile, aslında gelecekteki bizi inşa ediyor. Bu gerçeği fark ettiğim an gözlerim umutla aralandı ve etrafımdaki her şey bambaşka bir anlam kazandı.
Son zamanlarda heybeme "insan tanıma kılavuzları" biriktiriyorum. Mesela bu hafta; kütüphanesinde 60 bin kitabı olan ve bu kitapların 18 binini sindirerek okumuş bir bilgeyle kesişti yolum. Diğer tarafta cami cami gezip mimari aşığı olanlar, kelimelerin izini süren modern zaman seyyahları... Filistin davasına gönül vermiş, acıyı ve direnişi kalbinde taşıyan güzel insanlarla rastlaşmak mı dersiniz; yoksa hayatın tüm zorluklarına, önlerine çıkan bütün "rağmenler"e rağmen hayallerini gerçekleştirenler mi? Hepsiyle ruhumu zenginleştiren, renkli dünyama birer ışıltı katan harika anılar biriktirdim. Hem de tam kitapların arasında; okumanın yaşamakla birleştiği o büyüleyici kavşakta... Bu buluşma ruhuma o kadar iyi geldi ki...
Daha önceki bir yazımda da altını çizdiğim gibi: Bizler modern dünyada birçok kelimenin içini çürüttük, kavramları tükettik. Ama şükür ki hâlâ kelimelerin ve kültürün koridorlarında dolaşan o samimi seyyahlar var. İyi ki varlar... Onları gördükçe umudum taptaze, yolum aydınlık kalıyor. Kapı eşiklerinde yalnız olmadığımı, kalbimizin sahipsiz bırakılmadığını Allah bana merhametiyle bir kez daha gösterdi.
Bugün insanların çoğu, en kıymetli sermayeleri olan zamanı faydasız işlerin girdabında eritiyor, ziyan ediyor. Zamanı boşa vermemenin, ömrü bereketlendirmenin yegâne formülünü şuraya iliştirmek isterim: Allah rızasını gözetmek.
Şimdi size, kalbinizi ferahlatacak bir sır daha verip bu yazıyı gecenin uykusuna bırakmak niyetindeyim: Hayatın hengamesi içinde Allah’ın esmalarını, O'nun kâinattaki yansımalarını görebilmek... Bu öyle muazzam bir ferahlık ki tam imtihanın, yangının ortasındayken o yüreğe dolan bir "İsm-i Azam" serinliği gibi. Diyelim ki sessiz bir hastane odasındayız; içeriye süzülen Ya Şâfî tecellisidir. Ya da kendimizi kimsesiz, değersiz mi hissediyoruz? Ruhumuza üflenen el-Vedûd'dur. Bu liste, kalbimizin her ihtiyacına göre uzar gider.
Allah bizim için anbean, attığımız her adımda izler ve işaretler yaratıyor. Fakat üzerimizdeki o kalın gaflet perdesi, yoğun bir sis gibi peşimizi bırakmıyor; görmüyoruz, duymuyoruz.
Gelin, şu andan itibaren o kutsal izlerin ve işaretlerin peşine düşelim. Bakalım yüreğimiz neyin tecelligâhı? Emin olun, bizde saklı olan o ilahi hakikat, bakmayı bildiğimiz an bize göz kırpacaktır.
